kutsal, vahşi, loş

yazdıklarının sıradan, değersiz, faydasız olduğuna inanıp kelimelerini bazı barok süslemelerin arkasına gizleyen genç ve korkak bir yazar değilim artık. bu tip oyunların doğru okuyucuyu sıkacağını, bir an önce hararetle vurucu kelimeyi arayıp susuzluklarını gidermeye çalışacaklarını bilecek kadar okur, belki biraz da yazarım. bu tip oyunlar, eğer yazar hakiki bir usta değilse, büyük ve çoğu zaman anlamsız bir risktir. yollar, satırlar uzadıkça ardında duran şeye duyulan arzu ve beklenti de artar ve sonunda karşı karşıya kalınan şeyin pek matah olmadığı ortaya çıktığında daha derinlere gömülür, kolayca unutulur bütün yol. oysa yolculuk değil midir esas olan?

hatırlandığımdan çok unutulmuşluğum vardır bu sebepten. kalemi tuttuğum gibi kavrarım çoğu zaman hayatı. kayatıma bir yerinden temas edip girdabıma kapılmış insanlar sonumda bulacakları şeyin pek matah olmadığını düşünürlerse kahrımdan ölürüm korkusundan, bana çıkan yolları yıllar boyu uzattıkça uzattım, alladıkça pulladım, gizledikçe gizledim. korku insana türlü fenalıklar yaptırıyor. kendime türlü fenalıklar yaptım. yollarıma her geçen gün biraz daha çileli, biraz daha zahmetli patikalar ekledim. kendimi bir türlü matah göremediğimden o patikaları süslemeye devam ettim. o yolların yolcusu, birkaç cesur kadın oldu. beni bulabileceklerine inanıp yola koyuldular. bazısı daha en başından geri döndü, bazısı son viraja kadar geldi, vazgeçti. epey ilerleyenlerin hakkı vardı; o yollar öyle güzel aktı ki bir müddet, hayatlarının en güzel seyahatinde buldular kendilerini. her dönemeçten sonra işte sona geldik diye düşünürken bir dönemeçle daha karşı karşıya kaldılar. işte vardık derken, bir dönemeç daha, bir tane daha. bu böyle akıp giderken, günler aylar da aktı gitti. bense kendi ölçeğimde fildişi kulelerimde beklerken hem onların vazgeçmemelerini, hem de vazgeçmelerini aynı anda istedim, yolculuklarını izledim. bir çoğu bu tuhaf, saplantılı rapsodinin benim hayatımın ta kendisi olduğunu ve beni bulmanın imkansız olduğunu anladıklarında bir daha arkalarına bakmadan artık ezbere bildikleri o yoldan geri dönüp kayboldular.

gel gelelim ikimiz arasında olup bitenler biraz dehşetli biraz şehvetli. uzun önsözlerden nefret ederdi oğuz atay. büyük yazara kulak veriyorum. bunlar, anlamsızlığımı kavraman için bir hayli dürüst ve yeterliydi. şimdi ne pırıltılı sözcüklerin ardına gizliyorum mahiyetimi, ne de ırak kuleler ardında senin aldatmacalı yollarımda savrulmana seyirci kalıyorum. iki yanındaki beyaz orduları görüyorum. bu defa o yolun başına, seni karşılamaya çıkıyorum. kalemden kalbe olduğu gibi, dolaysızca, gözden göze tenden tene geçmesi gereken bazı şeyler var biliyorsun. gel. bedenimdeki kuşatmanı geri dönülemez bir noktaya getirene kadar ayrılma tehditkar beyaz ordularından. güvenme, inanma bana. güven ve beklenti yabancı bir korku veriyor. bu bir ön alma değil, inan değil. sırtını yalnızlığa, derine, düpedüz hissizliğe yasladın mı hayatı biraz daha kavrıyorsun. hiçliğe yaslan. güven ve beklenti sahte rüyalara sürüklüyor.

gel gelelim aramızda olanlar biraz mistik biraz egzotik. çok az zamanımız kaldı. tutkunu olduğum melankolik romansı kısa kesiyorum. ellerin ellerime belki bir, sanki iki defa değdi ama bir daha değmeyeceğini de kimse söylemedi hatırla. işte günü geliyor. en sevdiğim harf ‘ş’ bak bu hakkımda bilmediğin şeylerden biri. belki senin güzel dudaklarından çıkacak ş’lerle dolu bir kitap yazacağız birlikte. ya da uzun zaman sonra terasta içmek için anlaştığımız o akşam sen uyuyakalacaksın koltukta ve bir kız çocuğu kollarında. o akşam bir kitap, daha yazılmadan raflardaki yerini alır böylece. kapatırım bütün konuları, edebi çıkmazları, olay örgülerini ve parlak ışıkları. oturur tüm gece ikinizi izlerim sadece. zaten hangi kitap yazar böyle vahşi, loş güzelleri, böyle kutsal yüzleri…

By | 2019-07-18T23:00:52+00:00 July 11th, 2019|Sadece Yazı|

dedemin balkonu

bu sabah dedemin balkonunu yıkadım. ıslak taşın serinliğinde bekledim.

demirden damlayan damlaları izledim.

karşı apartmandan bana bakan yaşlı kadını farkettim, ona farkettirmedim.

kesin küçüklüğümü bilir. rahat rahat izlesin eteklerine dolanan çocuğu.

artık onları tanımam sanıyor penceredeki yaşlı kadın ve hayatımdaki başka bir kaç kadın. şimdi kim bilir ne kadar uzağım baktıkları yerlerden.

sac süpürgenin ıslak taşa sürtünme sesini sevdiğimi hatırladım çocukluğumdan.

güzel bir sabahtı. dedemden önce kalktım.

önce kalkmak, hem de dededen önce kalkmak, ne büyük adamlıkmış.

çay demlememişim ben hayatım boyunca. sahtekar kahveye de sahtekar kadınlara tutulduğum gibi tutulmuşum.

demlik çay seven biri gelse, yüzünü astıracakmışım meğer.

demlik çay sevenleri mutlu edebilmek de bir başarıdır yirmibirinci yüzyılda.

eskiden sıradan olan şeylerin arasında artık başarı sayılacak ne çok şey var bu yüzyılda.

on dakikadan fazla kitap okumak, dışarıyı seyretmek, çay demlemek, sabahları gazete almak. ve sevmek. gerçek sevmek.

birini sevse, ama gerçek, diğerine küsmeye lüzüm kalmaz.

küsmek de sevmektir bir yerde. sevemediğinden küsenlerin çağındayız.

bu çağın sevgisizlikleri başka türlü haince.

aldanmamak, için küçük mutlulukların peşinde heba etmek gerek bir ömrü.

sevmek, ama gerçek;

bir sabah uyanıp onun balkonunu yıkamak isteyecek kadar gerçek.

By | 2019-06-19T13:34:27+00:00 June 19th, 2019|Sadece Yazı|

gündüz düşleri

gündüz düşlerinde seninle yatıyorum seninle kalkıyorum. ellerimi yüzünde bırakıyorum bazen, bazen parmaklarımı belinde, arkanda, bacaklarında gezdiriyorum. yavaşça ve ruhani. tüllerin arasından ordu gibi akıyor beyaz rüzgar üzerimize. kurutuyor boynumuzdaki korkuyu. sanki başka bir evren sırtının kıvrımları, sanki bu oda yerçekimsiz, sürreal fakat hayal edilebilen her şey gerçektir demişti chagall. gözün kapalı gülümseyişini her gün aynı yerde aynı saatte bekliyorum. seni seviyorum diyemiyorum, ama satır satır yüzyıllardır yazmışım, yazıyorum. seni seviyorum diyemiyorum, ama eriyorum, çözülüyorum, düşüyorum. kaybolma diye uyanmıyorum. seni seviyorum diyemiyorum ama, seni seviyorum.

By | 2019-06-17T18:08:29+00:00 June 17th, 2019|Sadece Yazı|

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.
error: Content is protected !!