Şehrime Marc Chagall Geldi

By | 2019-06-16T16:54:33+00:00 October 13th, 2017|Sadece Yazı|

Bugün şehrime Chagall geldi. Bu yüzden iyi ki üniversite için Viyana’yı seçmişim diyorum. Viyana’nın en popüler sergi salonuna Chagall gelir de ben gitmez miyim? Gittim, Cemal Süreya’nın Turgut Uyar’ın selamını götürdüm..
Onun adına ilk Cemal Süreya okurken rastladım. ‘Sığınacak yer kalmadı Chagall’ın eşşeğinin gözünden başka..’ diyordu 11 Beyit şiirinde. Aklımda kaldı bu satırları, vardır çünkü Cemal Süreya’nın bir bildiği dedim ve Chagall okudum, baktım, sevdim, bayıldım..

Bana etki ettiği kadarıyla Chagall, şiiri resme dönüştüren adamdır diyebilirim. 1887’de Beyaz Rusya’da doğup nerdeyse 100 yıl yaşamış. Dünya savaşları sırasında önce Fransa’da sonra Amerika’da bulundu. Resim dışında diğer görsel sanat dallarında da eserler verdi.. Doğduğu Vitebsk yahudi kasabasının onda nasıl izler bıraktığını her eserinde hissedebilirsiniz. Ya kasabadan bir evi ya da bir caddeyi bol bol resmetmiştir. Zaten her şey özlemekle daha da bir alevleniyor insanın içinde. Büyük sanatçıların ortak özelliklerinden birisi de beslendikleri bu özlem duygusudur, buna çok inanırım. Chagall da böyle işte, tuvalin önüne geçtiği her saniyede aklının bir köşesinde hep Vitebsk varmış, hemen hissediyorsunuz..

Bir ekspresyonist, kubist hatta birçokları tarafından sürrealist olarak tanımlansa da Chagall sürrealizmi kısmen reddetmiş. ‘İçimizden gelen her şey gerçektir’ diyerek kendini bu sınıflandırmadan çıkarmıştır. Tablolarındaki doğaüstü betimlemelere bakılırsa; uçan insanlar, keman çalan kuzular… Onun tarzını, başını yazar Gabriel Marquez’in çektiği büyülü gerçekçiliğe daha yakın görebiliriz. Bu akıma göre doğa üstü olaylar hiç bir zaman yadırganmaz, hayatın normal akışında görülür. Bir anda kendinizi bir hayvanla dertleşirken bulabilir ya da gökyüzüne baktığınızda bulutların sizi pür dikkat izlediğini farkedebilirsiniz ve bunlar gayet normaldir. İşte Chagall budur; hiç bir sınırın veya kuralın kendisine sirayet etmesine izin vermeyerek bütün olağandışı renkleri, olağandışı olguları bir masa sandalye kadar hayatın içinde hayatın gerçekliğinde görmüştür.
En hoşuma giden tablosu ‘The Promenade’ diğer adıyla ’the Walk. Burda Chagall’ın her zaman özlem duyduğu eşi Bella’nın gökyüzünden onun elini tutup kasabası Vitebsk’den, önce pencereden çatıya, ordan da gökyüzüne uçurmasını resmetmiştir. Ama ayakları hala Vitebsk’tedir. Yani onun gökyüzü aslında Bella olmuştur… Sıkıcı insanların, sıkıcı hırslarından ve soğuk duvarlardan eşinin yardım eliyle kurtulur. Onlar birlikte hayaller kurarlar. Bella onun için bir cennet kadar eğlenceli ve güzeldir..
Chagall’de beni en çok vuran nokta bütün eserlerine sirayet etmiş çocukluk anıları, çocukluğundan kalma imgeleri… Renkli, hayalci ve masum ruhlu tabloları insanı dakikalarca baktırıyor…
Bir gün yolunuz Paris operasına düşerse tavana bakmayı unutmayın, genç Chagall’ın burası için tek kuruş para almadan çizdiği motiflere bakarak ona küçük bir selam çakabilirsiniz…

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.
error: Content is protected !!